Metropolün yalnızlığında ‘tanıdık’ bir ses: Hemşehri gazeteciliği

Büyükşehirlere özellikle 1990’lı yıllarda yönelen yoğun göç dalgası, yeni bir habercilik disiplini de yarattı. Bugün mega-kentlerin kalabalığında ve dijital dünyanın hızında kaybolan birey için “memleket haberi” okumak/izlemek, hayata tutunma biçimi…

“`html

1990’lı yıllarda büyükşehirlere yönelen yoğun göç, yeni bir habercilik anlayışının doğmasına sebep oldu. Bugün, mega-kentlerin kalabalığında ve hızla gelişen dijital ortamda kaybolan bireyler için “memleket haberi” okumak ya da izlemek, hayata tutunmanın bir yolu haline geldi. Hemşehri gazeteciliği, gurbet hayatında toplumsal hafızanın yeni bir kalesi durumuna geldi.

1990’lar, Türkiye’nin toplumsal hafızasında yalnızca büyük bir göç hareketliliği değil, aynı zamanda metropollerde yeni kimlik alanlarının inşası ile de dikkat çekti. Köylerinden ve kasabalarından ayrılan milyonlarca insan, büyük şehirlerin karmaşasına “yabancılaşmamak” adına hemşehri derneklerine yöneldi. Bu süreç, kısa sürede kendi yerel medyasını, yani “hemşehri gazeteciliğini” ortaya çıkardı. Büyük şehirlerde bir köy haberi ya da tanıdık bir simanın başarı hikayesi, tüm bu yabancılaşmayı bir nebze de olsa durdurabiliyor. YouTube yayınlarından Instagram hikayelerine kadar dijital medyanın sunduğu olanaklar, 90’larda atılan temellerin üstünde gelişmeye devam ediyor.

“MEMLEKET AŞKI YOKSA BAŞARILAMAZ”

Tahsin Kara

İstanbul’da 25 yıldır Erzurum’un sesi olmaya çalışan Tahsin Kara, hemşehri gazeteciliğinin masa başında değil, “yürekten” yapıldığını vurguluyor. Kara, bu mesleğin zorluklarını “Çok iş, az kişi, bolca gönül işi” şeklinde özetliyor. Gurbette gazetecilik yapmanın sadece haber üretmekten ibaret olmadığını belirten Kara, büyük şehirde bir gazetenin ulaştırılmasının sadece baskı maliyetinden ibaret olmadığını ifade ediyor. Kendini yalnızca yayıncı olarak değil, aynı zamanda gurbette kopan bağları yeniden kuran bir “topluluk elçisi” olarak görüyor:

“İstanbul gibi bir şehirde, bir uçtan diğer uca gitmeniz gerekiyor; hem haber için hem de gazeteyi ulaştırmak için. Eğer memleket aşkınız yoksa bunu başarmanız zor. Ama o sevda varsa, her şeyin üstesinden geliyorsunuz.”

“KOPAN BAĞLARI YENİDEN KURDUK”

Kara, dağıtım sürecinin zorluğuna dikkat çekiyor: “Dağıtım, baskıdan, haber yapmaktan ve hazırlıktan daha zor. Gizli maliyetleri var. İnsan kaynağı ayrı bir sorun. Çoğu zaman ciddi sorunlar yaşıyoruz. Çalışanların memleketli olması, o kültürü tanıması ve haberi yazarken hissetmesi gerekiyor. Bu iş masa başında değil, yürekle yapılır. Biz sadece haber yapmakla kalmadık; insanları birbirine bağladık. Gurbette kopan bağları yeniden kurduk. Bir derneğin sesini diğerine, bir esnafın derdini hemşehrisine ulaştırdık. Bu yüzden kendimi sadece haberci olarak görmüyorum. Ben aynı zamanda bir topluluk elçisiyim. Çünkü bu gazeteler, hemşerilerin sesi, kulağı ve vicdanıdır.”

“EN BÜYÜK SERMAYE GÜVEN”

İstanbul’daki Erzurumlu Gazeteci ve Yazarlar Derneği Başkanı olan Kara, hemşehri dernekleri, siyaset ve iş dünyası ile olan ilişkilerin mesleklerinin doğal bir parçası olduğunu belirtiyor, fakat bu ilişkilerin asla yayın çizgilerini etkilemediğini vurguluyor. Kara’ya göre, gazetecilikte asıl sermaye güven olup, bu güven korunmadığı sürece ne gazetenin itibarı ne de okur ile kurulan bağ sürdürülebilir.

Peki, dijital ortamda her türlü bilgiye erişen metropol insanı neden hala “yerel” olana yöneliyor? Medya Akademisi Derneği Genel Başkan Yardımcısı ve Arel Üniversitesi Araştırma Görevlisi Esra Çınar, bu durumu “aidiyet arayışı” olarak yorumluyor.

Esra Çınar
Esra Çınar

Çınar, metropolün karmaşık yapısında yerel haberin bir “bağ ve güven” unsuru olduğunu belirtiyor ve dijital ortamların yalnızca bir duyuru panosundan fazlası olduğunu, aynı zamanda hemşehrilerin kendilerini ifade edebildiği interaktif bir “kamusal alan” yarattığını savunuyor.

Amatör bir ruh ile profesyonel gazetecilik etiğinin dengelenmesinin, bu alandaki geleceği belirleyeceğini düşünen Çınar, “Büyük şehirlerde bireylerin yoğun uyarana maruz kaldığını, bu nedenle çevresindeki olaylara karşı giderek duyarsızlaştığını” belirtiyor. Georg Simmel’in metropol yaşamına dair tespitlerini hatırlatan Çınar, “metropol, hassas bir düzene sahip; bu düzenin en küçük aksaması dahi toplumsal ve ekonomik hayatı etkiler” diyor. Yerel haber, metropol insanı için bilgi taşımanın ötesinde, temsil edilme ve güven duygusu da sağlıyor.

“ETİK KODLARDAN ŞAŞILMAMALI”

Akademisyen Çınar, bu gazetecilik türünde mesleki etik kurallarına bağlı kalınmasının önemine dikkat çekiyor: “Yerel veya ulusal medyada çalışan gazeteciler için mesleki sorumluluklar açısından bir fark yoktur. Her durumda etik kodlara uygun doğru bilgi vermek, halkın sesi olmak ve haber sunumunda önyargı yaratmamak gibi temel sorumluluklar bulunmaktadır. Amatör ruhla üretilen içerik için de bu sorumluluğun üstlenilmesi şart. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yerele olan duygusal bağın getirdiği doğrulama eksikliği ya da tek taraflılıktan kaçınmaktır.”

Hemşehri gazeteciliği, dijital platformlara hızlı bir dönüşüm geçirirken, bu değişim yalnızca yayın araçlarının değil, aynı zamanda metropollerde yaşayan toplulukların hafızası ve temsiline yeni bir bakış açısı getiriyor. Dijital mecraların birer duyuru alanı ötesine geçip geçmediği, bu mekanların yeni bir kamusal zemin yaratıp yaratmadığı ise tartışmalı bir konu.

Çınar, toplumsal hafızanın korunmasının çok önemli olduğunu kaydederek, dijitalleşmenin interneti kolektif bir hatırlama aracı haline getirdiğini ifade ediyor. Ses, görüntü ve metnin birlikte üretildiği bu ortamlar, erişilebilirlikleri sayesinde güçlü bir arşiv işlevi görüyor.

Sonuç olarak, hemşehri gazeteciliğinin dijital platformlara taşınması, metropolde yaşayan yerel topluluklar için etkileşimli ve temsil imkânı sunan bir kamusal alan oluşturmakta. Aynı kültürel kimliği paylaşan bireyler, dijital olanaklar ile bir araya gelirken, toplumsal bellek de bu alanlarda canlı tutulmakta ve sürekli zenginleşmektedir.

Bu gazetecilik türü, metropolde yaşayan bireyler için güven, temsil ve aidiyet ihtiyacını karşılamaktadır. Yerel esnaf reklamları, sivil toplum ilanları ve bireysel destekler bu mecraların medya ekonomisinde önemli bir yere sahipken, gelecek için daha bağımsız bir editoryal yapı oluşturmak amacıyla sivil toplum kuruluşları, hemşehri dernekleri ve yerel yönetimlerle iş birlikleri önem kazanmaktadır.

“METROPOL, CAN SUYU OLDU”

Muş Dernekler Federasyonu Başkanı Hakim Tokmak, pandeminin ardından basılı yayından dijital platformlara geçtiklerini ifade ediyor. Ona göre, kadim kültürlerin yaşatılması için dijitalleşme bir tercih değil, bir zorunluluk haline geldi. Asıl mesele, gerçekleştirilen etkinliklerin yalnızca anlık kalmaması, aynı zamanda dijital bir bellek olarak gelecekte de aktarılmasıdır:

“İstanbul’da yaşayan hemşerilerimiz için Muş’a dair haber yapan sayfalar ve gazeteciler adeta rehber niteliği taşıyor. İstanbul’daki gelişmeleri takip etmenin yanı sıra, Muş’taki yerel haberleri de anbean izliyoruz. Çünkü metropol yaşamının yoğunluğu içinde insanlar, köklerinden haber aldıklarında kendilerini orada ait hissediyor. Pikniklerimizden müzik gecelerimize kadar her etkinlikte hemşehri gazeteciliği yayınlarını iletişim kanalı olarak kullanıyoruz. Amacımız, kadim Muş kültürünü İstanbul’un göbeğinde yaşatabilmek.”

“SADECE KARTPOSTAL DEĞİL…”

Hakim Tokmak

Hemşehri gazeteciliği, memleketteki yerel gazetecilerin kaleminden de beslenmektedir. Ağrılı gazeteci Hüseyin Arslan, gurbetteki hemşerilerinin memleketin yalnızca “güzel yerlerini” değil, aynı zamanda gerçek sorunlarını da yakından takip ettiğini belirtiyor. Saniyeler içinde Avrupa’daki bir gurbetçiye ulaşan haberin gücü, yerel basının coğrafi sınırlarını aşmasını sağlıyor:

“Ağrı’da yaşayıp memleketin sorunlarını dile getirmemek bana göre doğru değil. Bu konuda şunu açıkça ifade etmeliyim: Takip eden çok, ancak rahatsız olan da az değil. Metropolde yaşayan bazı hemşehrilerimiz memleketin gerçeklerinden ziyade sadece güzel görüntüler görmek istiyor. Fakat gerçek şu ki; Ağrı’dan yapılan dürüst bir haber, İstanbul, İzmir veya Bursa’daki Ağrılıların vicdanlarına hitap ediyor. Bu tür haberler takip ediliyor, paylaşılıyor ve tartışılıyor.”

Arslan, yayınlarının ardından geri adım atan, açıklama yapmak zorunda kalan bazı kurumlar olduğunu belirtiyor. Bu durumu gazeteciliğin etkisinin bir göstergesi olarak nitelendiriyor ve kendisini yalnızca haber yazan biri olarak görmediğini, fakat bir “topluluk elçisi” olma iddiasında olmadığını vurguluyor. Önemli olan, memleketinden uzakta yaşayan bir topluluğun sesi olmanın sorumluluğunu hissetmektir. Yayın bağımsızlığını ise kırmızı çizgi olarak tanımlıyor.

BİR FOTOĞRAF KARESİ YETER

Bursa ve İstanbul’daki Muşlulara seslenmeye çalışan Alparslan Diyarı Gazetesi ve haber sitesinin sahibi Atilla Demir, gurbetteki duygusal açlığı sahada en net şekilde gözlemleyen isimlerden birisi:

“İnanın, köyünü, tezeğini ve ilçesindeki gelişmeleri merak eden birçok kişi var. Bir fotoğraf karesi veya kısa bir video bile onları mutlu ediyor. Muş merkezli bir başlangıç yapıp bölgesel güç kazandık ama esas varlığımızı metropollerdeki hemşehrilerimize dokunarak hissettiriyoruz.”

“`